necip fazIl KIsakÜrek
 

 

 .......26 Mayıs 1904'te, Perşembe günü sabaha karsı, İstanbul'da büyük bir   konakta doğdu. Kayıtlı bir şecereyle, Alâüddevle devrinin Şeyhülislâmı Mevlâna  Bek tût Hazretlerine dayanan ve Osmanogullarindan daha eski bir familya olan Dülkadirogullarina bağlı "Kısakürekler" soyuna mensuptur.
       Babası, Mektebe-i Hukuk mezunu, Bursa'da âzâ mülazımlığı, Gebze savcılığı ve kısa ömrünün son senelerinde Kadıköy hakimliği görevlerinde bulunmuş, gayet enteresan ve alakaya değer bir insan olan Abdülbâki Fazıl Bey (öl. 29 Kasım 1921); annesi, Girit muhacirlerinden bir ailenin kızı, kayıtsız şartsız teslimiyet örneği, derin ve fedakâr bir Müslüman-Türk kadını Meliha hanimdir. (öl. 10 Haziran 1977)

.......Büyükbabası, İstanbul Cinayet Mahkemesi ve İstinâf Reisliğinden emekli, İkinci Abdülhamit Han'a Ermenilerce girişilen suikastın tarihî muhakemesini yapan ve Mecelleyi kaleme alan heyet içinde imzası bulunduğu için, 6 Ekim 1902'de "Legion d'honneur" nisanıyla ödüllendirilen vakâr ve ciddiyet timsali Mehmet Hilmi Efendi'dir.
Necip Fazıl, ilk dinî telkin ve terbiyesini, tek oğlunun tek oğlu olarak Mehmet Hilmi Efendi'den aldı; okuyup yazmayı henüz 5-6 yaslarındayken ondan öğrendi. Birçok şiirinin ana imajını ve ruhî kaynağını teşkil eden "yakıcı bir hayal kuvveti, marazi bir hassasiyet, dehşetli bir korku" seklinde özetlediği ve hastalıktan hastalığa geçtigi ilk çocukluk yıllarını, çocukluk hâtıralarının kaynaştığı bir "tütsü çanağı" olan, büyükbabasına ait
Çemberli tas'taki Konak'ta geçirdi.

Tahsili
.......Bahriye mektebine gireceği 1916 senesine kadar Büyük dere'de Emin Efendi isimli sarıklı bir hocanın islettiği mahalle mektebinden başlayarak fâsılalarla çeşitli okullara devam etti. Fransız Papaz ve Kumkapi'daki Amerikan kolejinin ardindan Serasker Riza Pasa yalisindaki Rehber-i Ittihad mektebine verildi. Yatili olan bu mektepte de fazla kalamayinca, bir süre için Büyük Resit Pasa numûne mektebine ve seferberlik sebebiyle gidilen Gebze'nin Aydinli köyünde, köyün ilk mektebine yazildi. Ilk mektebi, Heybeliada Numûne Mektebi'nde bitirdi.

.......1916'da, "Ne oldumsa bu mektepte oldum" dedigi ve sahsiyetinin ana dokusunu örgülestirdigi "Mekteb-i Fünûn-u Bahriye-i Sahâne"ye imtihanla ve en titiz muayeneler neticesinde alindi. Hayatinin en nazik dönemini geçirdigi Bahriye Mektebi, içindeki bütün isik cümbüsleriyle ona, kendisini gösteren bir ayna, parlak bir zemin oldu. Ilk metafizik arayiciliklari ve zabitlerin bile benimsedikleri "Sair" lakabi ile ilk aruz talimleri orada basladi.
.......Namzet sinifindan ayri üç harp sinifini bitirdikten ve mezuniyet durumuna geçtikten sonra diplomasini beklerken, ilave edilen dördüncü sinifi bitirmemeye karar verdi ve mektepten ayrildi. Bir müddet sonra da, o tarihte namzet ve sadece üç harp sinifindan ibaret Bahriye Mektebini ikmal ettigine dair diplomasini aldi. (1920)
17 yasinda, o günkü adiyle " Istanbul Darülfünûnu Edebiyat Medresesi Felsefe Subesi "ne girdi. (1921) O günlerin (1928 Harf inkilabina kadar) edebiyat alemini, Ziya Gökalp'in kurup Yakup Kadri ve arkadaslarinin çikardigi Yeni Mecmua, Dergâh, Anadolu Mecmuasi, Milli Mecmua ve Hayat Mecmuasi teskil etmekteydi. Bu âlem içinde ilk siirlerini Yeni Mecmua'da yayinladi. (1922)

.......Cumhuriyetin ilanindan bir yil sonra, 20 yasinda, Maarif Vekaletinin Avrupaya tahsile gönderilecek ilk talebe grubu için açtigi imtihandaki basarisiyle üniversitedeki
(sömestre)lerini resmen ikmâl etmis sayildi ve Paris'e gönderildi. Sorbon Üniversitesi Felsefe bölümüne girdi. (1924)
Paris hayati, kendini arayisinin müthis his helezonlari, korkunç girinti ve çikintilari arasinda, nefs cesareti bakimindan hayal yakici bir tablo çizdi.

Ilk Kitap
.......1925'te ilk siir kitabi "Örümcek Agi"ni bastirdi.
O yillarda bankacilik yeni ve gözde bir meslekti. "Felemenk Bahr-i Sefit Bankasi"nda çalismakta olan Salih Zeki'nin ziyaretine gittigi bir gün, arkadasinin tesvik ve tavassutu ile ayni bankada ise basladi. Daha sonra gayet kisa sürelerle Osmanli Bankasinin Ceyhan, Istanbul ve Giresun subelerinde çalisti. 1928 - 29 senelerinde "Bâbiâli" adli otobiyografik eserinde tafsilatli sekilde anlattigi, Bâbiâli palamarina bagli "Bohem Hayati"ni son kertesine çikardi. Henüz 24 yasindayken, "Kaldirimlar" isimli ikinci siir kitabinin yayinlandigi ve ortaligi takdirle karisik hayret seslerinin bürüdügü 1928 yili, onun siir diyapozonunun herkesce begenilmek noktasindan en dik irtifalari kaydettigi basamak oldu. Bütün eser mevcudu 64 yaprak ve 128 sahifeyi geçmezken, hakkinda yazilip çizilenler bunu kat kat geçmisti.
.......1929 yazinin sonlarina dogru gittigi Ankara'da, içinde 9 yil müddetle çalisacagi ve müfettislige kadar yükselecegi Is Bankasina Umum Muhasebe Sefi olarak girdi. (5 Agustos 1929)
.......Taksim'deki meshur tarihi bina Taskisla'nin 5'inci Alayinin Zâbit kitasinda 6 ay neferlik; Harbiye'de Ihtiyat Zâbit Mektebinde 6 ay talebelik, pesinden de 6 ay subaylik yapti. 18 aylik bu askerlik macerasi, 1931 senesinin baslarindan 1933 senesinin ilk aylarina kadar fâsilalarla devam etti. Askerligi bittikten sonra Ankara'ya döndü. Üçüncü siir kitabi "Ben ve Ötesi'nin çikisindan sonra artik renk renk konfeti yagmuru altinda ve söhretinin zirvesindeydi.

Fikir ve Ruh
.......Fikirde, daima ruhçu, tecritçi, sezisçi, keyfiyetçi, sir idrâkine bagli ve Ilâhi vahdeti tasdikçiydi. Yani, çocukluk günlerindeki ilk ürpertilerinden 1934 yilina kadar, dur-durak bilmez taskin ve basibos ruhu, ana mecraina dogru bir akis içindeydi; bu istikâmetini hiç kaybetmedi.

O'na Giden Yol
.......1934'de bir aksam, nihayet bir aksam, çalistigi bankadan Bogaziçindeki evine dönmek için bindigi "Sirket-i Hayriye" vapurunda karsisina oturan ve gözlerini ondan ayirmayan; o güne kadar hiç görmedigi, bir daha da göremiyecegi Hizir tavirli bir adam, ona, kâinat çapinda bir vaadin, Abdülhakim Arvasi Hazretleri'nin adresini verdi.
Sicak bir ilkbahar günü, yanina Abidin Dino'yu aldi ve Eyüb sirtlarina çikti. Belki üç, belki bes saat süren o günkü temastan aldigi kelimeler üstü bir tesirle çarpilip kaldi ve bir daha birakmamacasina o Büyük Zat'in eteklerine yapisti.
Hikayesi "O ve Ben"de yer alan, korkunç bir fikir buhranina (crise intellectuelle), büyük ruh istirabina çattigi 34 yili, bu yüzüyle ise, hayatinin en belali senesi oldu.
Yasadigi buhranli günlerden sonra Efendisinin manevi tesiriyle açilan kitaplik çapta eser verme devrinin ilk eseri "Tohum"u yazdi. (1935)

*** 1936'da Celal Bayar'in temin ettigi ilanlar yardimiyla çikardigi ve 16 sayi sürdürdügü "Agaç" Mecmuasi, dönemin önde gelen entellektüellerini çatisi altinda topladi. Uzun süredir üzerinde çalistigi, büyük ruh çilesinin sahne destani "Bir Adam Yaratmak" piyesini 63 numarali ocak idaresinin teftisini yapmak için gittigi Zonguldak'ta bitirdi. (8 Temmuz 1937). Eser ilk defa 1937-38 kisinda, Istanbul Sehir Tiyatrosu'nda Muhsin Ertugrul tarafindan temsil edildi ve muazzam bir alaka dogurdu.
.......1938 senesinin baslarinda Ulus Gazatesi yeni bir Milli Mars..için..müsabaka..açti. Ayrica kendisine özel olarak yapilan teklifi; öne sürdügü isi umumilestirmekten..yani "müsabaka"dan vazgeçilmesi sartinin hemen kabulü üzerine benimsedi ve sonunda "Büyük Dogu Marsi" olarak kalan siiri yazdi. Sonbaharda, artik kendini dolap beygirinden farksiz hissetmeye basladigi Bankadan istifa etti. (10.10.1938); ve vakit geçirmeden Haber gazetesine girdi. Kisa bir süre sonra da Son Telgraf gazetesinde, Bâbiâlinin önde gelen muharrirlerinin aksine, Ikinci Dünya Savasinin kaçinilmaz oldugu görüsünü savundu ve hakli çikti. Hâdiseleri önceden haber verir mahiyetteki teshis ve tahlilleri karsisinda muhalifleri ancak söyle diyebildi:
"- Bu adam ne derse çikiyor!.."

........Zamanin Maarif Vekili Hasan Âli Yücel tarafindan Ankara Devlet Yüksek Konservatuarina Hoca olarak tayin edildi. Bu Profesörlük isinin trenlerde kondöktörlüge döndügünü ileri sürerek Hasan Âli'den Istanbul'da bir görev istedi. Güzel Sanatlar Akademisi'nin Yüksek Mimari kismina atandi. Ayrica Robert Kolej'in son siniflarinda Edebiyat Hocaligi yapti.
.......1939'da, ileride bas köseye oturtacagi en sevdigi siirini, bu tarihten 5 yil önce yasadigi anlatilmaz ve anlasilmaz büyük ruh istirabinin siirini (Çile) verdi.

........1940 yilinda Türk Dil Kurumu hesabina "Namik Kemal" isimli bir eser kaleme aldi ve vaktiyle Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri'nin Ulu Hakan Abdülhamîd hakkinda söylemis oldugu hakikatleri, bu eser zâviyesinden tetkiklerini derinlestirdikçe bizzat gördü

.......1941 senesinde, yine köklü bir..familya..olan "Bâbanzâde"lerden, Ahmed Naim Efendi'nin kuzeni Recai Bey'in kizi, Yahya Nüzhet Pasa'nin torunu..Fatma Neslihan Hanimefendi ile evlendi. Bu..evliliginden Mehmed (1943), Ömer (1946), Ayse (1948), Osman (1950), Zeynep (1953) isimli bes çocugu oldu.
1942 kisinda tekrar 45 günlügüne Erzurum'a askere gönderildi. Askerken yazdigi siyasi..bir..yazi..sebebiyle mahkûm oldu ve ilk hapis cezasini..Sultanahmet cazaevinde tatti.
.........Aslinda politikaya ve sosyal sahaya meyli 1936'da baslamis, o yildan 1943'e kadar geçen 7 yil içinde, Islâmi temayülü "Sahsi bir zevk ve sakli bir telkin" planinda kaldigi için, ne devlet ne de basinda kimseyi ürkütmemisti. Yalniz bazi münekkitler ve yazarlar hiçbir mânâ veremedikleri ondaki bu egilimi hazmedememisler ve çesitli klise yakistirmalarda bulunmuslardi: "Islâm komünisti!" "Hayir! Islâm fasisti" "Yok, yok neo-müzülman" "Sirf züppelik olsun diye müslümanlik tasliyor!" "Sabik sair; siirine yazik etti!" "Ahmak burjuvalari sasirtmak merakinda bir sanatkar mizaci!.."

 

Büyükdogu
.......Iste 1943, Sanatkarin fildisi kulesinden agoraya indigi; tam olarak belirdigi tarihtir: Içini öyle bir sosyal mücadele ruhu; sanatinin muhtaç oldugu cemiyeti yogurma heyecani kapladi ki, artik çalisamaz oldu ve mücadelesini bir ömür; hükümetiyle, partisiyle, basiniyle, hocasiyle, gençligiyle kendi açtigi bütün cephelerde tek basina sürdürecegi Büyük Dogu Mecmuasi'nin ilk sayisini çikardi. (17 Eylül 1943)
Sonraki dönemlerine bir hazirlik kademesi olan derginin bu ilk devresi, 30'uncu sayida "Allaha itaat etmeyene itaat edilmez!" meâlindeki bir Hadîs-i Serif yüzünden, rejime itaatsizligi tesvik suçlamasiyle 1944 Mayisinda Bakanlar Kurulu karariyla kapatildi.
Gün geçirilmeden Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimari bölümündeki hocaligindan kovuldu ve ikinci askerligine ikinci defa sevkedilerek Egridir'e sürüldü.
Bu ilk devresinden sonra, 2 Kasim 1945'ten baslayarak 5 Haziran 1978'e kadar günlük, haftalik ve aylik olarak çesitli tarih ve periyotlarda tam 16 devre yayin hayatini sürdüren Büyük Dogu'yu cilt cilt eser faaliyetinin yani sira, 36 sene müddetle tek basina omuzladi; büyük bir fikir ve aksiyon zemini kurdu.

.......2 Kasim 1945'de Büyük Dogu yeniden çikmaya baslayinca, onu, birdenbire; "eski Iktisat Vekili Fuat Sirmen'e nesir yoluyle hakaret, Dini tezyif, memleket dahilinde tesekkül etmis Iktisadî, hukukî, siyasî, idarî rejimleri devirmek yolunda propaganda" gibi birçok adlî takibat ve muhakemeyle yüzyüze birakti. 1946 senesinin sonlarina dogru, 13 Aralik tarihli sayisinda; kapak yaptigi mücerret bir kulak resminin altindaki "Basimizda kulak istiyoruz!" yazisi Inönü'nün kulaklarinin duymuyor olmasi hakikatiyle birlesince Örfi Idarece tekrar kapatildi. Birkaç gün sonra Basbakan Recep Peker tarafindan Ankara'ya çagirildi. Recep Peker'in sadece "biraz ölçülü" davranmasi ve fazla aleyhte yazmamasi karsiligi 100.000 lira teklifi, kabul etmedigi takdirde ise açik açik zindana atilma tehtidiyle karsilasti. Üslup çok sert ve piskindi. O günlerde bir servet demek olan deste "söz" olmaktan çikmis, üstündeki "Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasi" bandajiyle birlikte önündeki masaya birakilmisti. Çok geçmeden; kapatilan dergide tefrika edilmeye baslamis olan "Sir" isimli piyesinden dolayi "Milleti kanli ihtilale tesvik" suçlamasiyle mahkemeye çikarildi. Artik büyük mücadele yolundaydi. 1947 baharinda (18 nisan) Büyük Dogu'yu yeniden ve üçüncü defa çikardi. Birkaç ay sonra (6 haziran) "Abdülhamîd'in Ruhaniyetinden Istimdat" baslikli Riza Tevfik'e ait bir siirin nesri sebebiyle Büyük Dogu mahkeme karariyle tekrar kapatilirken kendisi de tutuklanarak hapse atildi. "Türklüge Hakaret"den yargilandi, 1 ay 3 gün tutuklu kaldi ve sonunda beraat etti.
1947 yili içinde; bütün bunlar olup biterken ve arada bir sürü tutuksuz muhakeme, üzerine saçma taneleri halinde gelirken, "Sabir Tasi" piyesiyle "C.H.P. Sanat Mükâfati"ni kazandi. Ancak jürinin verdigi karar Parti Genel Idare Kurulu tarafindan iptal edildi.
Yine ayni yil, Büyük Dogu'nun çikmadigi kisa bir arada 3 sayilik mizah dergisini; "Borazan"i çikardi. 1948'de, Temyiz Mahkemesi, hakkindaki ilk ve meshur beraat kararini, dünya adalet tarihinde görülmemis tertiplerle bozdu. Bütün bir yil geçimini, (ihtimal ki, üzerine Puccini'nin bir operasi takili pikapla, büyükbabasi, Bâlâ rütbeli Marasli Hilmi Efendi'nin ceviz çerçeveli yagli boya portresi hariç) evinde ne varsa son iskemleye kadar satarak temin etti. 1949 senesini; zevcesi, üç çocugu ve kaynanasiyle beraber küçük bir otel odasinda karsiladi. Agir Ceza Mahkemesi hakkinda verdigi beraat kararinda israr ederken, Büyük Dogu da kapana-çika; fakat her defasinda kaldigi yerden yoluna devam ediyordu. Bu yilin Ramazan ayinda (28 Haziran) Büyük Dogu Cemiyeti'ni kurdu.

.......Subat 1950'de Cemiyetin bir numarali subesi "Kayseri Büyük Dogu Cemiyeti" açilir açilmaz Halk Partisinin duydugu dehset son haddine vardi. Açilisi yaptiktan sonra Istanbul'a dönüsünde bir yazi bahanesiyle tutuklandi, Türklüge Hakaret Davasinda verilmis beraat karari Temyize "tekrar ve topyekün" bozdurulur bozdurulmaz da (21 Nisan) hapse atildi.
.......500 yillik bir Türk ailesine mensup Necip Fazil'in hayatindaki, "Türklüge Hakaret Davasi"ni da içine alan bu dönem; tesirinin, o günlerde kendisine ne gözle ve nasil bir dehsetle bakildiginin, ne tür bir muameleye..müstehak görüldügünün ve kapi kapi hangi korkunç berzahlardan geçtiginin iyi bilinmesi için, üzerinde dikkatle durulmasi gereken bir dönemdir.

Kendi ifadesiyle;
........"Inönü, zamanin Adalet Bakanini çagirip su emri vermis "Ne yaparsaniz yapin bu adami bertaraf edin!.." Temyiz mahkemesince bozulan fakat yine mahkemenin üzerinde israr ettigi Türklüge Hakaret Davasi'ndaki beraat hükmünü, Temyize bu sefer nihai olarak bozdurmak için 1 yildir sarfedilen gayreti birdenbire hizlandirdilar. Vaziyet emindi. Dogrudan dogruya politikadan emir almak vaziyetinde kalan o zamanki Temyiz Mahkemesi bu hükmü nasilsa bozacakti. Fakat hemen bertaraf edilmem için bir tevkif bahanesi bulmak lazimdi. Derhal buldular. Dogrudan dogruya partiye yönelttigim bir hücumu hükümetin manevi sahsiyetine yönelmis saydilar ve beni tevkif ettiler. Bu davadan hakimin huzuruna çikar çikmaz beraat ettigim ve saliverilmeyi bekledigim gün, o anda yetistirdikleri Temyiz'in bozma karari üzerine beni bir mahkemeden diger mahkemeye aktardilar. Temyiz'in bozma ve mahkemenin uyma karari üzerine, beraat eden adami, bu defa zevcesiyle birlikte tekrar hapse gönderdiler. Sirf taraflar tesekkül etsin de Temyiz'e hemen uyulabilsin diye, hamile ve hasta zevcemi, vahsice bir üslupla, yatagindan kaldirip ögleden evvelki mahkemeyi ögleden sonraya kadar bekletmek; ve -ben zevcemi yatagindan kaldiramazlar, beni de mecburen saliverirler diye düsünürken- birdenbire hasta kadini mahkeme salonundan içeri itmek suretiyle, cihanda emsalsiz bir hak ve adalet hiyaneti tertiplediler. Halk Partisi idaresinin savcisina ve mahkemesine baski derecesini gösteren bu misali, içindeki hak ve adalet hiyanetiyle birlikte, bu ve öbür dünyanin hesap günlerine havale ediyorum."

***

.......Demokrat Parti'nin seçimleri kazanmasinin arkasindan çikan Af Kanuniyle 15 Temmuz'da serbest kaldi. Ayni yil, üstüste, Cemiyet'in Tavsanli, Kütahya, Afyon, Soma, Malatya, Diyarbakir subelerini açti. Vaziyeti Halk Partisi iktidarini ürküttügü kadar, Demokrat Parti ikdidarina da hos görünmemekteydi. Demokrat Parti'yi ilk kuruldugu andan itibaren bir muvazaa partisi, Adnan Menderes'i de Cumhuriyet devrinin seri mali Basbakanlari arasinda ilk ve yegâne ümit mevzuu olarak gördü. Partiyle Menderes'i ayiran bu görüsü kavrayamayanlar, onu, Demokrat Parti'nin propagandasini yapmakla suçlayacaklardi. Halbuki yeni iktidar Büyük Dogu Cemiyeti'ne duydugu nefreti ve onu takip ve tarassut altinda tuttugunu bizzat Basbakan Yardimcisi Samet Agaoglu tarafindan Meclis kürsüsünde dile getirmisti.
.......1949 yilinin açtigi, gittikçe köpüren iftira ve lekeleme kampanyasinin ve bu takip ve tarassutun bir neticesi halinde çok geçmeden basina "Kumarhane Baskini" diye akseden siyasi komplo tertiplendi (24.3.1951). Bu komplo üzerine Büyük Dogu'nun derhal toplatilan meshur 54. SAYI'sini çikardi. Bu sayidaki bir yazisindan dolayi tutuklanarak cezaevine atildi. Çikisinda Büyük Dogu Cemiyeti'ni tasfiye etti.
.......1952'de, Vatan gazetesinin sahibi ve basyazari Ahmet Emin Yalman'in Malatya'da bir suikast tesebbüsü ile yaralanmasi (22 Kasim) ile baslayan hâdiseler, malum basinin yaygarasiyle büyütüldü, genisledi ve nihayet onu da azmettirici sifatiyla, o ünlü savunmalarini yapacagi sanik sandalyesine çekti.
........Bu günler, ruhunu acitan ve demir parmakliklar arkasindaki 1 gününü 100 güne bedel kilan "dis tesirler" bakimindan hayatinin en istirapli dönemidir.
........11 Aralik 1952'de, bu hadise üzerine yayinladigi, simdi "Müdafalarim" adli eserinde yer alan "Maskenizi Yirtiyorum" isimli ünlü brosürle, 1943'ten beri basina gelenlerin ve bütün bu olup bitenlerin genis bir muhasebesini yapti.

.......12 Aralik 1952'de, yani Malatya hâdisesinden hemen sonra, daha önceki bir mahkûmiyetin infazi bahanesiyle atildigi hapisten "taammüden katle tesvik ve azmettirmek, katle tesebbüs fiilini medih ve istihsal eylemek" isnadlariyle yargilandiktan sonra, 16 Aralik 1953'te Malatya Dâvasindaki suçsuzlugu (!) anlasilmis olarak çikti.
1951, 1952 ve 1956'da Büyük Dogu'yu günlük gazete olarak çikardi. Büyük Dogu'nun tesiri o kadar büyük oluyordu ki, 1954 seçimlerinden önce, bir parti lideri (Osman Bölükbasi) yaptigi seçim konusmalarinda eline dergilerden çesitli nüshalar alarak; "Iste Menderes, bu yobazlik âbidesine yardim eden adamdir. Onu ve partisini seçmeyin!.." diye propaganda yapti.

....... 1957'de de 8 ay 4 gün hapis yatti. Bu arada; hiçbir zaman ve mekan sarti aramaksizin sürekli yaziyor, degisik sahalarda zirve eserler vermeye devam ediyordu. Ata olan sevgisi ve biniciligi meshurdu. 1958'de, Türkiye Jokey Kulübü'nün ismarlamasiyle, belki de dünyada mevzuunun ilk örnegi olarak, ati bütün ruhu, estetigi, tarihi ve felsefesiyle, sairane bir üslupla ele alan ve anlatan bir eser kaleme aldi.
Büyük Dogu'larin muazzam hücum devresi 1959'da, aleyhine o kadar dâva açildi ki, bu dâvalarin yarisi mahkûmiyetle neticelense 101 sene hapis yatmasi icap edecekti.
Mahkûmiyet kararlarinin hizla kesinlesmeye basladigi ve Basbakan'in emriyle Nigde Cezaevinde kendisine tek kisilik konforlu (!) bir hücre hazirlandigi sirada 27 Mayis 1960 Ihtilali oldu. Ihtilalin ilk radyo duyurularindan birinde, zaten çikmayan Büyük Dogu'nun kapatildigi ilan edildi. 6 Haziran günü geceyarisi evinden alindi. 4.5 ay müddetle Balmumcu garnizonunda "gerekçesiz" tutulduktan ve yüzbasilara varincaya dek en agir hakaretlere maruz birakildiktan sonra, Genel Affa ragmen, 5816 sayili kanun sadece kendisi aleyhinde istisna tutuldugu için, "toplu tahliye" sebebiyle bayram yerine dönmüs Garnizon kapisina yanasan; kaatilleri, irz düsmanlarini tasimaya mahsus camsiz, kirmizi renkte bir cezaevi arabasiyla Toptasi Hapishanesine nakledildi. (15.10.1960) Ve 1.5 yil içerde kaldi.

 .......18 Aralik 1961'de tahliye edildikten sonra önünde iki yol açildigini gördü; Ya her seyden büsbütün el etek çekmek, yahut her seye topyekün el uzatmak... Tercihi, demir hapishane kapilarindan daha önce de saliverildigi günlerden farkli degildi.
"Bir misrai bir millete seref vermeye yeter!.. Bu söz benim iman tarafim belli degilken, o hengâmede, bugünkü düsman cephesinin en kodaman kalemlerinden biri tarafindan hakkimda kondurulmus teshistir. Yarabbi; nezdinde, kendimi, en asagi müminlik mertebesinin ancak ayak tozlarini silmeye memur bir dereceye bile layik görmeyerek böyle bir iddiadan kemiklerim ürpererek kaydediyorum: Sadece senin dininden, hak olan yolundan, tek olan kapindan nefret ettikleri için, nefret edilmek bana ne muazzam payedir! Bu payeyi bana sen, hayatim ve bütün insanlarin hayati gibi, meccânen, yoktan, tek liyakat ve istihkâkim olmadan verdin; ve benim agzimla degil, düsmanlarimin lisaniyle izhar ettin. Artik ben nasil susabilirim?" Yani, yine ikinci yolu seçti. Kendini bulur gibi olunca Yeni Istiklal, bir müddet sonra da Çetin Emeç'in sahibi bulundugu Son Posta gazetesinde basmakalelerine ve günlük fikralarina basladi.

Konferans Çigiri
.......1963 Ilkbaharinda bir davet üzerine açilan "konferans çigiri" üzerinde evvela Salihli, Izmir; bir müddet sonra Erzurum, Van; daha sonra Izmit, Bursa ve 1964 yilinin ilkbaharinda da Konya, Adana, Maras ve Tarsus'ta konferanslar verdi.
1964'te Büyük Dogu'nun 11'inci devresini açti. Adnan Menderesin aziz hatirasi için kaleme aldigi ve derginin 1'inci sayisinda nesrettigi "Zeybegin Ölümü" siirinden dolayi takibata ugradi.
........1965'te "b.d. Fikir Kulübü"nü kurdu. Mart ayindan baslayarak sirasiyle Adiyaman, Maras, Burdur, Gaziantep, Nizip, Kilis, Kayseri, Akhisar, Ankara, Kirikkale ve Eskisehir'de konferanslar serisini sürdürürken, günlük çerçevelerine ve bazi eserlerinin tefrikasina da Yeni Istanbul gazetesinde devam etti. "b.d. Fikir Kulübü" adina Ankara Dil Tarih Cografya Fakültesi'nde verdigi bir konferans üzerine açilan dâvada, "Din esasina bagli cemiyet kurmak" iddiasiyle yargilandi.

.........Büyük Dogu'larin 1965 ve 1967 devrelerinde birçok defa "Hükümetin Manevi Sahsiyetini Tahkir" suçlamasiyle takibata ugradi. Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti ve Milli Birlik Komitesi dönemlerinin ardindan, seçimleri kazanmasini müslümanlara borçlu olan Adalet Partisi devr-i iktidarinda da takip mevzuu olmaktan kurtulamadi ve bunu seref saydigini tek cümleyle ilan etti: "Her devrin mahpusu ve menhusu, mevkufu ve matufu, makhuru ve magduru, matrudu ve merdudu, magbuzu ve maruzu, maznunu ve mahzunu olan biz, Türk'ün mukaddesat davacilari, simdi de A.P. iktidarinin takip mevzuu oldugumuzu bildirmekle seref duyariz".
........27.12.1967 tarihli Büyük Dogu Dergisinde dönemin Basbakani'nin (Demirel) kayitli oldugu Mason kütügünün fotokopisini ilk defa olarak yayinladi.
"Ideolocya Örgüsü" isimli eseri, "Mümin/Kafir" diyaloglari ve siyasi içerikli yazilari sebebiyle devamli olarak suçlandi, sorgulandi, yargilandi.
1968'de "Vahidüddin" adli eserini Bugün gazetesinde tefrika edip ilk baskisini yaptiktan sonra takibata ugradi ve kitap toplatildi. Eserde suç unsuru bulunmadigina dair bilirkisi raporu dogrultusunda Mahkeme, beraat karari verdi. Ileride, kararin Temyiz'e bozdurulmasi ve daha önceki kararin aksine mahkemenin bozma ilamina uymasiyle bu dâvadan da mahkûm olacak (28.11.1973) ve bir müddet sonra Af Kanunu çikacagi için karar infaz edilemeyecekti. Ancak "Vahidüddin" eseri 2'nci baskisinda hiçbir takibata ugramayip "zaman asimi"na girecegi halde, 1976'daki 3'üncü baskisindan sonra tekrar takibata ugrayacak ve en asiri fikir düsmanlarinin imzasini tasiyan bütün bilirkisi raporlarina ragmen hukuk anlayisi bakimindan tarihte esi az görülmüs acilikta bir mantik üzerine oturtulmus 25 sahifelik bir kararla 1.5 yil mahkûmiyetine sebep olacakti.
1969 yili içinde Erzincan, Antalya ve Alanya'da konferanslar verdi. Özellikle "Süleymancilar" diye tabir edilen "Kur'an Kurslari" teskilatinin ilgi ve hassasiyetine muhatap oldu. Çesitli tarihlerde muhtelif gazetelerde, basmakalelerine, fikralarina ve bazi eserlerinin tefrikasina devam etti. Tercüman gazetesinde tam sahife Ramazan yazilari kaleme aldi. Odalar Birligi'ndeki bazi istismarlarla ilgili Büyük Dogu mecmuasina Ifsâ'larda bulunan Erbakan, 1970'de ilan edilen Sikiyönetimin ardindan "Milli Nizam Partisi"ni kurdu. Partinin kurulus çalismalari sirasinda Parti Lideri'nin söyledigi "mümkün olsaydi da dilekçemize Büyük Dogu Ideolocya Örgüsünü baglayip verseydik" sözüne karsilik su kaygili suali ortaya atti: "Bu Parti, bu davayi yürütebilecek ve topyekün dünyaya hakim, ezelle ebed arasi her an yeni bir sistem halinde esya ve hâdiselere tatbik gücünü gösterebilecek midir?.." Ve ilave etti: "Bizim partimiz yoktur ve olamaz!.. Ancak birtakim "ehven-i ser" hesaplarimiz olabilir ki, o da ölümü pesinen kabullenip zahmetsizini aramaktan baska birsey olamaz!.. Bizim dâvamiz ucuzlukla halledilir nesnelerden degildir." Yine de, ana görüs ve ilham kaynaginin Büyük Dogu oldugunu söyleyen Parti Liderini, önce Milli Nizam ve ardindan Milli Selamet hamlesinde dikkatle takip ve ilk tesebbüslerinde takviye etti. Ancak ilk müsahadeleri inkisar vericiydi. Partinin 1973 seçimlerinin arkasindan baslayan meclis ve hükümet içindeki maceralardan sonra ise, ona göre, tahakkuk eden "hep" degil "hiç" oldu. O da "maddî ve manevî çehresinde, iç hayat, çileli düsünce ve acitici nefs muhasebesinden tek çizgi" göremedigini söyledigi Parti Liderini ve yöneticilerini, masum ve mazlum tabani tenzih ederek en aci ve en agir dille elestirdi. Samimiyet ve hikmet dolu tavrina karsilik, vaktiyle Büyük Dogu'dan süt emdiklerini ilan edenlerin ihanetlerine, Parti'yi herseyden aziz bilenlerin iftira, tezvir ve hakaretlerine maruz kaldi.

.........Neredeyse, 1943'lerde "Sanatina yazik etti!" diyenlere, 30 sene sonra bambaska bir açidan hak verdirtecek bu tablo ve bu tabloyla birlikte artik iyice ortaya çikan dini manzara karsisindaki üslûbunda, derin bir istirap ve inkisâr saklidir:
"Bir devirdi. O tarihlerde (40'li yillar) küfür, bütün müesseseleriyle bir buzdagi gibiydi. Ortalikta hiçbir hareket mevcut degildi. Müslümanlik zindani camilerden bir hiçkirik sesi bile gelmiyordu. Bu gafiller, adeta, "camie girebiliyorum ya, ne devlet!" gibilerinden seviniyorlar ve hadim olmanin oltasinda mesut görünüyorlardi. Simdi sucu bucu geçinen bazi zümrelere adini vermis isimlerden hiçbirini görmek mümkün degildi. Derken, meydan açilir gibi olduktan sonra ortaya çiktilar ve kendilerine evliyalik süsü vermekten de kaçinmadilar. Biz ise, mahut buzdagini, karda avuçlarimizi hohlarcasina, cigerlerimizden kopan sicak nefeslerle eritmeye çalistik ve galiba bunda müessir olduk.

........Fakat bu defa... Bu defa ortalik çamur kesildi ve su andaki perisan manzara dogdu. Dahasi ve en acisi, Islâm dava ve aksiyonunun bunlara izafe edilmesi, bunlarda göründügü gibi zannedilmesi, Islâma aykiri cephenin bütün din hincinin bu beceriksizler üzerinde bir nevi boks talimi yastigina benzer bir avantaj kazanmasi ve Islâm davasini temsil gibi bir seref ve ehliyetin, bu ehliyetsiz ellerde bilinmesidir!.. Biz, tam 30 yil, tirnaklarimiza kan ve cigerimize kaynar su oturmus; bu netice için mi çalistik, çabaladik, didindik, yirtindik, yiprandik, helak olduk?.. (1973)"

.......Ve o yil Hacca gitti.
.......Ayni yil, Fas'tan, Saraya çok yakin çevreden evine kadar gelen, ömrünün kalan kismini bütün aile fertleriyle birlikte Fas'ta geçirmesi, yani bundan böyle Fas'ta yasamasi teklifini; gözlerini pencereden disariya, alakasiz bir noktaya dikerek, küçük, çok küçük göz tikleri içinde sabirla dinledi. Ilgisiz bir mevzu açarak cevap verdi.
Yine ayni yil, oglu Mehmed'e Büyük Dogu Yayinevi'ni kurdurdu. Sonuna vasiyetini de ekledigi "Esselâm" isimli manzum eserinden baslayarak daha evvel çesitli yayinevlerince basilmis eserlerinin düzenli yayinina basladi.
.......1975 Agustosunda, kabri Van'in Arvas köyünde bulunan, mürsidinin mürsidi Seyyid Fehim Hazretlerini, bir yil sonra da, onun da mürsidi Hakkari'nin Semdinli Kazasinin Nehri mevkiinde medfun Seyyid Tâhâ Hazretlerini ziyaret etti.
1975'de, Demokrat Parti döneminde, meydanlarda Büyük Dogu aleyhinde mitingler tertip ettirilen iki gençlik kurulusundan biri olan Milli Türk Talebe Birligi tarafindan Mücadelesinin 40. Yili münasebetiyle bir "Jübile" tertiplendi. (23 Kasim)
1976'da, dergi-kitap seklinde, 1980 yilina kadar 13 sayi sürecek "Rapor"lari, 1978'de de SON DEVRE Büyük Dogu dergisini çikardi.

Sairler Sultani
........26 Mayis1980'de Türk Edebiyat Vakfi tarafindan "Sairler Sultani" ve 1982 yilinda yayinlanan "Bati Tefekkürü ve Islâm Tasavvufu" isimli eseri münasebetiyle de "Yilin Fikir ve Sanat Adami" seçildi.
1981 yilinin baslarinda, görünen yüzüyle, "içinde 20 yil müddetle bir protoplazma halinde yasattigi Iman ve Islâm Atlasi isimli eserini kaliba dökebilmek için", bir daha çikmamak üzere evine, hatta küçücük odasina kapandi.

Yeni bir Parti kurmak üzere bulunan ve ileride Devlet Baskanligina kadar yükselecek olan Özal'i, arzusu üzerine sik sik odasina kabul ederek fikirler not ettirdi, tavsiyelerde bulundu.

.......Ömrünün son günleri, Erenköyündeki evinde ayni "küçük oda"da, yine kesinlesip infaz safhasina gelmis; ve hayli ilerlemis yasina ve adlî tip raporlarina ragmen devrin Devlet Baskaninca (Evren) af yetkisi kullanilmayarak bir tür infaz emri verilmis 1.5 yillik mahkumiyeti yüzünden her an götürülme tehditi altinda; kitaplari, yazilari, notlari ve bir takim halis ve gerçek dostlariyle mahzun sohbetler içinde geçti.

Ve bir gece...

.......Onun için daima sirlarla dolu Mayis ayinda bir gece, (25 Mayis 1983) yataginda dogrulup, elâ gözlerini pencereden disariya, derin karanliga dikti. Ne gördü ki; pembeden daha kirmizi dudaklari hafifçe kipirdadi:


 

"Demek böyle ölünürmüs!.."
.......Bati kültürünün içinden yetisti. Saf siir, sanat, edebiyat ve tefekkür yolundan geldi.
o 14. Islâm asrinda; Islâmin asirlar sonra topyekûn muhasebesini yerine getirdi.
o 79 yillik hayati ve eserleriyle her dem, "hayal kanatlari kan içinde" tek basina uçar gibi yasadi.
26 Mayis 1983'de, Persembe günü, Eyüp sirtlarinda topraga verildi.